İçeriğe geç
Android Giriş Üye ol
Bekçilik

Atatürk’ün İnkılâplarının Genel Felsefesini Açıklayınız.

Takım Lideri

Cevap

Atatürk’ün prensiplerini dikkatli incelediğimiz zaman şu da görülecektir: Ulusal  varlığı tehlikeye düşmüş  bir toplum, aldatıcı ve uyuşturucu politikalarla,  izmlerle yahut dış  güçlere dayanarak değil, ulusal benliğimizden çıkan ve  ulusun kendi egemenliğine dayanan düşüncelerle kurtarılabilir. Bilindiği üzere, 20. yüzyılın başında dünyada imparatorluklar çağı sona ermiş,  ulusal devletler çağı başlamıştır. Ulusal devlet, meşruiyetini tek kişinin  otoritesinden değil, ulusun kendisinden alan bir siyasî birliktir. Atatürk’ün  kurmuş  olduğu devletimizin temeli de ulustur. Büyük Nutku’nda, kendisini ömrü  boyunca “Millî hâkimiyetinen sadık bir kulu ” (Nutuk) kabul eden büyük  Önder’e göre “Hâkimiyet hiçbir mânâ, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve rehberlikte  paylaşma kabul etmez! Unvanı ne olursa olsun, hiç kimse, bu milletin  mukadderatına ortak çıkamaz.” Onun içindir ki, büyük felâketler ve  fedakârlıklar pahasına kurtarılmış  hür bir vatanda kurulacak devletin şekli  Türk’ün karakterine uygun demokratik bir cumhuriyet olacaktır.

Atatürk’ün  “tabiî ve kaçınılmaz bir tarihî akış” dediği vakıa, sonunda saltanat ve hilâfetin  de kaldırılarak, tam bağımsız “Türkiye Cumhuriyeti”nin kurulmasıdır. Türkiye  Cumhuriyeti demek, Türk devletinin ve ulusunun, mukadderatında yalnız  kendi iradesinin hâkim olması demektir. Atatürk, bizden bu fikrinin devamını  ve dolayısıyla cumhuriyetin korunmasını isteyen pek çok mesajlar vermiştir.  Yine Atatürk’e göre, cumhuriyetin temel kurumu, ulusal iradenin tecelli ettiği  yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Atatürk’ün yakınında bulunan Falih  Rıfkı Atay, Cumhuriyetimizin banisini tanıtırken şu veciz sözü söyler:  “Meclissiz yaşamayı aklı almayan bir yirminci asır lideri!”

Atatürk’e göre, millî mücadele Meclis ile kazanılmış, Cumhuriyet’i Meclis  kurmuş, inkılâpları da Meclis yapmıştır. Onun bizden istediği, kendisinden  sonra miras bıraktığı siyasî rejimi korumak ve geliştirmektir. Ulusumuzun  bekası ve saadeti için bu şarttır. Büyük “Nutuk”ta şöyle diyor;

“Milletimizin kuvvetli, mes’ut ve istikrarlı yaşayabilmesi için devletin tamamen  millî bir siyaset takip etmesi ve bu siyasetin iç teşkilâtımıza tamamen uyması  ve dayanması lâzımdır.” O, ulusal siyasetten şunu anlar;

“Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanarak,  varlığımızı korumakla, millet ve memleketin hakikî saadeti ve refahına  çalışmak, aşırı ihtiraslar peşinde milleti oyalamamak ve ona zarar vermemek.  Medenî dünyadan, medenî ve İnsanî muamele ve karşılıklı dostluk  beklemektir.”

Atatürk’ün aksiyoner doktrininde en son safha, “Atatürk İnkılâpları” dediğimiz  reformlar bütünüdür ki, devletimiz, kuruluşunun, varlığının ve devamının fikir  ve hareket kaynağını bu reformlardan almaktadır. Bunlar; cumhuriyetçilik,  milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, lâiklik ve inklâpçılık başlığı altında toplanan  fikrî bir zemine dayanmaktadır.

Reformlar, lâiklikten; gerçekte bir düşünce ve zihniyet sembolü olan şapka  inkılâbına kadar diğer bütün yenilikler, Türkiye’nin iki yüzyıllık uygarlık  mücadelesini sonuçlandıran ve kesin hedefine yönelten çağdaş  bir uygarlık sistemi teşkil eder.

Paylaş: WhatsApp X Facebook

Bu kategoriden diğer sorular

Yorumlar

Bu soru hakkında yorum yapmak, farklı bir cevap önermek için giriş yap ya da üye ol.

Bu konuyu forumda tartış →

Bize yazın
Soru sorMülakatla ilgili aklına takılanı sor Görüş bildirSite ve uygulama hakkında düşüncen Fikir danışHazırlık sürecinde fikrimizi al Forumda sorDiğer adaylar cevaplasın